![]() |
PASİF İNSANLARIN ÖZELLİKLERİ
"Mallar ve Oğullar Hırsı" ile Din Ahlakından Taviz Vermeleri Allah dünyada kullarını birçok konu ile imtihan etmektedir. Allah'ın dünyada yarattığı bu imtihan konularından biri de mal ve çocuk sahibi olma tutkusudur. Allah malların ve oğulların dünyaya ait geçici süsler olduğunu ayette şöyle bildirmektedir: Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (Kehf Suresi, 46) Bir hadisinde de Peygamberimiz (sav) bu gerçeğe şöyle işaret etmiştir: Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır. Rabbimiz, malların ve çocukların insanlar için bir fitne konusu olduğunu bildirmiştir. (Enfal Suresi, 28) Bu nedenle, müminler Allah'ın dünya hayatında kendilerine verdiği nimetlerin birer deneme olduğunu bilir ve buna göre davranırlar. Allah kendilerine nimet verdiğinde buna sevinir, şükreder ve bu nimeti Allah yolunda en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırlar. Eğer Allah mal verdiyse bu malı İslam'ın hayrı için en iyi şekilde kullanmanın yollarını bulurlar. Allah'ın kendilerine çocuk vermesi durumunda da, çocuklarını samimi bir mümin olarak yetiştirme konusunda ellerinden gelenin en fazlasını yaparlar. Tüm bunları yaparken her zaman Allah'ın rızasını öncelikli tutar ve hep İslam'ın hayrına olacak şekilde hareket ederler. Ayrıca eğer Allah kendilerine verdiği bu nimetleri bir sebeple onlardan alacak olsa, yine çok teslimiyetli ve tevazulu davranır, Allah'ın yarattığı herşeyde bir hayır olduğunu bilirler. Kuran ahlakını yaşamak konusunda çekimser davranan kimseler ise, Allah'ın kendilerine nasip ettiği mallar ve çocuklar konusunda çok farklı bir tavır içerisine girerler. Mala karşı duydukları tutku ve düşkünlük, olaylara bakış açılarına tamamen yansır. Allah'ın kendilerine nasip ettiği malı dünya hayatının geçici bir süsü olarak değerlendirmedikleri için, sahip olduklarını sandıkları herşeyi hırsla korumaya çalışırlar. Bu korumacılık cimriliğe varan boyutlara ulaşır. Bu sırada sahip olduklarını kendilerine verenin Allah olduğunu akıllarına getirmez, türlü düzenler kurarak ellerinden geldiğince bunları kendilerine saklamaya çalışırlar. Allah onların bu cimriliklerini Kuran'da şöyle bildirmektedir: İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz... (Muhammed Suresi, 38) Kendilerine ait eşyaları özenle korur, ancak bir başka müminin malına hiç de kendilerininki gibi titizlenmezler. Kendi eşyalarına olan koruma duygusu onlarda bir nevi refleks gibi işler. Diğer kişilerin mallarına karşı ise titizlikten uzak, hatta müsrif denebilecek bir yaklaşım içinde olurlar. Bunları son derece hor kullanır, sağlam ve temiz kalması için itina etmezler. Aynı tutumları kendileri ile ilgili diğer konularda da gösterirler. Kendi yemelerine, içmelerine, sağlıklarına çok itina eder ama müminlerin bu ihtiyaçları için hiçbir girişimde bulunmazlar. Bir insanın kendi sağlığını koruması, yemesine, içmesine dikkat etmesi, hastalanmamak için çaba harcaması son derece makul bir davranıştır. Ancak müminler Allah'tan korktukları ve vicdanlı oldukları için mümin kardeşlerini de kendileri kadar hatta kendilerinden çok daha büyük bir titizlikle koruyup kollar ve gözetirler. Allah müminlerin bu tavrını Kuran'da şöyle bildirmektedir: ...Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler... (Haşr Suresi, 9) Ancak bu kişiler her zaman kendilerini öncelikli olarak koruyup kollar, hatta kendileri için müminlerin sağlığını tehlikeye atmaktan bile çekinmezler. Bu kişilerin çocuklarına duydukları ilgi ve alaka ise Allah'a şirk koşma boyutlarına kadar varabilmektedir. Allah bir Müslümana bir çocuk nasip ettiyse, onun yapması gereken çocuğuna hayırlı ve temiz bir hayat sunmak, onun Allah'a iman eden samimi bir mümin olması için çaba harcamaktır. Ancak bu kişiler hem çocuklarının salih bir Müslüman olması için gereken özeni göstermez, hem de onları kendilerinin mücadeleden geri kalmalarına bir bahane olarak göstermek isterler. Allah Kuran'da, Peygamberimiz (sav) döneminde de münafıkların benzer şekilde kendi sosyal durumlarını öne sürdüklerini bildirmiştir: Bedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: " Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul ett i. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar... (Fetih Suresi, 11) ...Onlardan bir topluluk da: " Gerçekten evlerimiz açıktır " diye peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı. (Ahzab Suresi, 13) Kıskanç ve Kibirli Olmaları Allah her insana doğuştan birtakım özellikler ve yetenekler vermiştir. Bu özellikler var olan diğer herşey gibi, bir kader üzerine yaratılmıştır. Herkesin güzelliği, zekası, yetenekleri ve diğer tüm özellikleri Allah'ın dilediği kadardır. Bu açık gerçeğe rağmen bazı insanlar özelliklerini sahiplenirler. Büyük bir cehaletle, "... Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar..." (Furkan Suresi, 21) ayetinde haber verildiği gibi, bu özellikleri nedeniyle şımarır, kibirlenirler. Örneğin, kimi zaman unuttuğu için kurduğu cümlenin bile sonunu getiremeyen ve Allah dilemese asla da hatırlayamayacak olmalarına rağmen, sahip oldukları bilgi birikimini kendilerinden sanırlar. Ya da bunun aksine diğer insanlara nazaran daha kusurlu görünen bir yönlerini kompleks haline getirirler. Bu şekilde Allah'ın herşeyin yaratıcısı ve hakimi olduğunu unutarak, kendilerini müstakil birer varlıkmış gibi (Allah'ı tenzih ederiz) değerlendirirler. Onların bu çarpık mantıklarının temelinde ise enaniyet yatmaktadır. Oysa Allah tüm varlıklar gibi kendilerini de yoktan var etmiştir, onlar da tüm varlıklar gibi büyük bir acizlik içindedirler. Onların da tüm alemlerin de sahibi Allah'tır. Kendisi farkında olsun ya da olmasın Allah'a boyun eğmiştir ve O'nun dilemesi dışında tek bir adım atması, tek bir kelime dahi sarf etmesi mümkün değildir. Aklından geçen her düşünceyi, gizlediği veya açığa vurduğu her konuyu, duyduğu her acıyı, yaşadığı her sıkıntıyı, kalbine gelen her vesveseyi, ettiği her duayı, hissettiği her sevinci, mutluluğu, huzuru yaratan Allah'tır ve bunları tüm detayları ile bilir. Hud Suresi'nin 56. ayetinde bildirildiği gibi Allah'ın, '... alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur...' Söz konusu kişilerin bu gerçekleri bildikleri halde görmezlikten gelmelerinin sebebini Allah ayetinde şöyle bildirir: Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14) Müslümanlar bu kişileri sürekli olarak gerçeklere davet etmelerine rağmen, onlar Allah'ın "Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir..." (Lokman Suresi, 7) ayetinde haber verildiği gibi haktan yüzçevirirler. Kendi kendilerini gözlerinde öylesine büyütürler ki Allah'ın, "... Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz." (Kamer Suresi, 24) ayetinde bildirdiği hem bir kibirlenme hem de samimi iman edenlere karşı kıskançlık içindedirler. Müslümanları pasifize etmeyi amaçlayan kişiler kibirli ve kıskanç tavırları ile dikkat çeken insanlardır. Bu insanlar, kitabın başından beri belirttiğimiz gibi, Müslümanlara karşı kalplerinde öfke gizleyen ve onlara gelecek her türlü hayra engel olmayı hedefleyen kimselerdir. Müslümanların sahip oldukları güzellik ve nimetlerde bir artış olması bu insanlara ciddi bir sıkıntı verir. Müslümanlara karşı duydukları kıskançlık öyle bir aşamaya varır ki, müminlerin yaşadıkları yerlerin güzelleşmesi, sahip oldukları imkanların artması onlarda büyük rahatsızlık oluşturur. Hatta bu nimet artışı onları o kadar rahatsız eder ki bu sebeple aralarında fiziksel sıkıntılar çekenler dahi olur. Allah, bu kişilerin müminlerin iyiliğine olan gelişmelerden duydukları rahatsızlığı, "Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler." (Tevbe Suresi, 50) ayetiyle müminlere haber vermiştir. Küçük büyük, maddi manevi tüm güzelliklerin ve nimetlerin artması Müslümanlara şükür ve sevinç vesilesi olurken, bu insanların kıskançlıklarının daha da artmasına neden olur. Allah'ın "... Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler. Allah ise, dilediğine rahmetini tahsis eder..." (Bakara Suresi, 105) ayetinde bildirdiği gibi Müslümanların hayrını ve iyiliğini istemezler. Hatta istememekten de öte, "Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez..." (Al-i İmran Suresi, 120) ayetinde bildirildiği gibi, Müslümanların arasında yaşamalarına rağmen onlara kötülük isabet edecek olması ihtimalinden sevinç duyarlar. Bu ruh halleri onların gerçek niyetlerini gösteren açık bir delildir.
|