Türkçe Kuran-ı Kerim





Anasayfa > Pasifizm > Pasif İnsanların Özellikleri
Müslümanlar Arasındaki Pasifist İnsanlar
Müslümanların Arasında Yaşayan Pasifist İnsanların Amaçları Nelerdir?
Müslümanları Nasıl Pasifize Etmeye Çalışırlar?
Pasif İnsanların Özellikleri
Kuran'ı Yaşamaya Davet

 

 

PASİF İNSANLARIN ÖZELLİKLERİ

 

Olumsuz Telkine ve Vesveseye Açık Olmaları

Din ahlakını tam anlamıyla yaşamakta çekimser davranan kişilerin imani zaafları, cahiliye inancına sahip insanların olumsuz telkinlerine de açık olmalarına neden olur. Kendilerine dinin gerekli olmadığı, sadece dünyaya bağlı bir hayat şeklinin yeterli olacağı yönünde sapkın açıklamalar yapılsa, bunu seve seve tasdikleyebilirler. Ya da bir kişi bu kimselere gidip "ben inkarcı oldum, artık dine ve ibadetlerin gerekliliğine inanmıyorum, cahiliye mantığında bir hayat yaşayacağım" dese, bu da onların hoşuna gider. Bu ve benzer telkin ve teklifler karşısında bu kişilerin iradesi hemen kırılır ve din ahlakından uzak yaşayan insanlara kolayca uyum sağlarlar. Bu tip insanların, namaz kıldıkları veya bazı ibadetleri yerine getirdikleri için Müslüman olduklarını ve böyle rahmani olmayan çağrıları hoş karşılamayacaklarını düşünmek ise safça bir düşünce olur.

Bu kişiler çevrelerinde gördükleri geleneklerin etkisiyle doğrudan dini inkar etmekten belki çekinebilirler. Ve bu nedenle "Kuran ahlakından uzak bir hayat yaşa" diyen kişiye karşı usulen bir tepki verebilirler. Ama usulen karşı çıksalar da, pratikte cahiliyedeki gibi bir hayat tarzı gördükleri takdirde bunu sevinçle karşılarlar. Böyle bir hayat yaşamak için şiddetli bir istek duyarlar. Açık açık "biz inkarcı olduk, dine ve Kuran'a inanmıyoruz" diye açıklamasalar da, bu hayatın içinde yaşayan insanların gösterdikleri cahiye ahlakını, çirkin davranış biçimlerini, batıl inanç şekillerini benimseyen ve destekleyen bir hayata olumlu bakarlar. Çevrelerindeki kişilerin ahiretin varlığını tamamen unutup dünyaya bağlanmalarından, salih amellerde bulunmak yerine boş ve amaçsız bir hayat yaşamalarından, hırsla dünya mallarını çoğaltmalarından, itibar kazanmak için hayasızca işler yapmalarından ya da Allah'ı razı etmek yerine insanları razı edecek bir hayat sürdürmelerinden rahatsız olmazlar. Hatta kalplerinde hastalık olan insanlar, böyle bir yaşam tarzı sürdüren insanların bu sapkın anlayışlarını ve dünya görüşlerini desteklediklerini çeşitli şekillerde onlara belli ederler. Allah Kuran'da böyle insanların durumunu şöyle açıklamaktadır:

Kim imanından sonra Allah'a (karşı) inkara sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde baskı altında zorlanan hariç- inkara göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah'tan bir gazab vardır ve büyük azab onlarındır. Bu, onların dünya hayatını ahirete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz Allah'ın da inkar eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir. (Nahl Suresi, 106-107)

Allah imandan sonra şeytani telkinlere aldanarak cahiliye inancına dönen insanların her dönemde Müslümanların yakınında bulunabileceklerine pek çok ayetinde dikkat çeker. Kuran'da dikkat çekilen bu insan topluluklarından biri de Hz. Musa'nın kavmi içinde yaşayan zayıf iradeli insanlardır. Bunlar, Allah'ın sevdiği ve seçtiği, üstün ve güzel ahlaklı Hz. Musa'nın tebliğini ve manevi eğitimini birebir alan, gösterdiği mucizelere şahit olan insanlardır. Hz. Musa bu insanları, Allah'ın izniyle "kendilerini dayanılmaz işkencelere uğratan" Firavun'un esaretinden kurtarmış, onlara Allah'ın ayetlerini tebliğ etmiş ve hidayetlerine vesile olmuştur. Fakat Hz. Musa Allah'tan vahiy almak üzere kavminden ayrıldığında bu insanlar, Hz. Musa'nın yokluğunu fırsat bilerek Samiri adındaki sapkın inançları olan birinin şeytani telkinlerine kapılmışlardır. Kendisini son ana kadar dindar biri gibi tanıtmış olan Samiri'nin sapkın telkinleri, birçok insanı etkilemiş ve onları Allah'a şirk koşmaya yöneltmiştir.

Allah Hz. Musa'ya kavminin bu durumunu, "Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı." (Taha Suresi, 85) şeklinde buyurarak haber vermiş ve bunun üzerine Hz. Musa kavmine geri dönmüştür. Bundan sonra olanları Allah ayetlerinde şöyle haber verir:

... Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"

Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."

Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler. (Taha Suresi, 86-88)

Görüldüğü gibi bu insanlar, sözlerinden kendiliklerinden dönmediklerini, Samiri'nin etkisiyle bunu yaptıklarını dile getirmişlerdir. Samiri'nin sapkın telkinleriyle imanlarından dönüp bir buzağı heykelini ilah edinir duruma gelmişlerdir. Samiri denilen sapkın kişi ise "... Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi." (Taha Suresi, 96) ifadesinden de anlaşılacağı gibi nefsine uyan bir kişidir. Bu topluluk vicdanlarını kullanmadıklarından bir kişinin telkinlerinin vesile olmasıyla Allah'a kulluktan vazgeçip kendi yaptıkları bir buzağı heykeline yönelme sapkınlığına kapılmışlardır. Ancak Hz. Musa aralarına döndüğünde, içine düştükleri durumu anlamalarına vesile olmuştur.

Hz. Musa'nın kavminin bir başka sapkınlığı da, Allah kendilerini denizden geçirerek, Firavun'u suda boğduktan sonra, yine doğru yoldan sapıp cahiliye insanlarına özenmeye başlamalarıdır. Bu özentileri o kadar ileri bir boyuta varmıştır ki, putlara tapan bir topluluk gördüklerinde, Hz. Musa'dan kendilerine put yapmasını isteyecek kadar çirkin bir cesaret ve ahlaksızlık gösterebilmişlerdir. Konuyla ilgili Kuran'da bildirilen ayetler şu şekildedir:

... Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var; onların ki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi.

"Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir.

O sizi alemlere üstün kılmışken, ben size Allah'tan başka bir ilah mı arayacağım?

Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı." (Araf Suresi, 138-141)

İmani zaafiyet içinde olan bu insanların putlara ibadet eden bir topluluğu görmeleri sapmalarına neden olmuştur. İçlerinde hemen, bu sapkın inanca karşı bir eğilim meydana gelmiştir. Din ahlakından uzaklaştıran telkinlerin etkisine kapılmak, tarih boyunca pasifizmi savunan tüm insanların ortak bir özelliğidir.

Allah, Kuran'da bu insanların fitneye açık karakterlerini, "Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı." (Ahzab Suresi, 14) ayetiyle bildirmiştir. Bir başka ayette ise Allah "... Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar..." (Nisa Suresi, 91) buyurmaktadır.

Bu insanların fitneye bu derece açık kişiliklerinin temelinde, esasen şeytanın telkinine açık olmaları vardır. Allah'a iman ve itaatten uzaklaşan bu kişiler, Allah'ın "İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın-kaypak şeytanın peşine düşer." (Hac Suresi, 3) ayetinde bildirdiği gibi şeytanın yolundan giderler. Ayette bildirilen "azgın-kaypak şeytanın peşine düşmeleri" ifadesi ise çok dikkat çekicidir. Çünkü bu kişiler, hayatlarının amacı yalnızca Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti olan Müslümanların arasında yaşarken, onlara benzemek ve Kuran ahlakına uymak imkanları varken, bile bile azgınlık yolunu tercih ederler. Allah bu durumlarını bir ayetinde "... Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır." (Araf Suresi, 146) şeklinde buyurarak bildirmektedir.

Bundan dolayıdır ki bu insanların zihinleri sürekli olarak şeytanın fısıltıları ve onun telkin ettiği vesveseler ile doludur. Allah'ın "(Şeytan) Onlara vaatler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez." (Nisa Suresi, 120) ayetinde bildirdiği şeytani vaatler, bu insanları Allah'ın yolundan çevirerek din ahlakından uzak bir hayat şekline çekmektedir. Dolayısıyla birtakım dünyevi kaygılar taşıyarak din ahlakını yaşamaktan uzaklaşıp cahiliye yaşantısını benimseyen bu insanlar, aslında şeytanın bu boş vaatlerine aldanan insanlardır. Allah bu gerçeği, "Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır." (Muhammed Suresi, 25) ayetinde de açıkça bildirir.

Vesveseye son derece açık olduklarından, cahiliye ahlakı içinde yaşayan insanlardan iş, evlilik, eğitim gibi çıkarlarına daha uygun olacağını düşündükleri bir teklif aldıklarında hemen ona yönelir, Allah'ı ve din ahlakını unuturlar. Oysa eğer bu teklifler Allah'ın rızasına uygunsa zaten Müslümanca bir ahlak göstererek de bu imkanı değerlendirebilirler. Ancak onlar, kendilerine din ahlakının yaşandığı ortamdan bir kaçış sebebi aradıkları için, bu vesileyle hemen Müslümanların arasından uzaklaşırlar. Benzer şekilde bu kişiler tatil, alışveriş, eğlence gibi konularda da yine cahiliye toplumunun telkinlerine çok açıktırlar. Eğlenceyi Allah'ın rızasına uygun olan bir işe ya da ibadete rahatlıkla tercih edebilirler. Peygamberimiz (sav) döneminde, bir eğlence gördüklerinde Peygamber Efendimizin yanından uzaklaşıp, cahiliye insanları ile birlikte boş işlere dalanların tavırları bu insanlarla büyük benzerlik göstermektedir. Allah bu kişilerin durumunu şöyle haber vermiştir:

Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Cuma Suresi, 11)

Kuşkusuz bu insanların şeytanın aşıladığı fikirlere bu kadar açık olmaları Allah'ın bir hikmetidir ve bunda Müslümanlar için büyük hayırlar vardır. Çünkü kalbinde hastalık olan insanlarla Allah'tan korkan samimi insanlar bu vesileyle birbirinden ayrılmakta ve Müslümanlar bu insanları tanıyıp bilmektedirler. Allah bu gerçeği "Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler." (Hac Suresi, 53) ayetiyle haber vermektedir. Bir başka ayetinde ise Allah, "Bu, Allah'ın murdar olanı temizden ayırdetmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir..." (Enfal Suresi, 37) şeklinde buyurmakta ve bunun Müslümanlar için ferahlık veren bir temizlik olduğuna işaret etmektedir.

Tavır ve Konuşmalarının Samimiyete Değil Taklide Dayalı Olması

Müslümanlar arasında olup da pasifizm yanlısı olan kişilerin en dikkat çekici özelliklerinden biri de, samimiyetsizlikleridir. Bu, konuşmalarında ve tavırlarında kolaylıkla fark edilebilen bir durumdur. Müslümanların arasında kendilerini dindar gibi gösterebilmek amacıyla bazı ibadetleri yerine getirir, Müslümanlar gibi tavırlar sergiler, onlar gibi konuşurlar. Fakat tüm bunları inandıkları için değil, Müslümanlar arasında yer edinebilmek için taklidi olarak yaparlar. Her hal ve tavırlarında Müslümanları taklit ettiklerinden, dışarıdan bakan bir insan ilk bakışta bu kişileri Müslümanlardan herhangi biri sanabilir. Bu kişiler Allah'ın, "İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar." (Ma'un Suresi, 4-6) ayetlerinde bildirdiği gibi namaz kılar, "İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir." (Tevbe Suresi, 54) ayetinde bildirildiği gibi mallarından ve paralarından ihtiyaç içinde olan insanlara göstermelik de olsa bazen yardımlarda bulunabilirler. Ancak yine ayetlerde açıkça görüldüğü üzere, Rabbimiz samimiyetsizlikleri nedeniyle onların ibadetlerini kabul etmeyecektir.

Şekli ibadetlerin yanı sıra Müslümanların tavır ve konuşmalarındaki pek çok ayrıntıyı da taklit edebilirler. Müslümanların bir konuyu dile getiriş biçimlerinden, kullandıkları üsluptan, oturup kalkmalarına kadar görünürdeki pek çok özelliklerini taklit edebilirler. Münafık karakterli insanların bu özelliklerini Allah Kuran'da "Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler..." (Münafikun Suresi, 4) ayetiyle haber vermiştir.

Oysa samimiyetin taklidi yoktur. Bir insanın görünürdeki özellikleri taklit edilebilir, fakat samimiyet tam olarak yaşanmadan kişinin gösterebileceği bir özellik değildir. Bu nedenle onların gerçek yüzlerini ancak müminler Kuran'ın kendilerine yol göstermesiyle hissedip görebilirler. Allah Kuran'da Peygamberimiz (sav) döneminde de din ahlakını yaşamakta kasten pasif davranan bu tip insanların olduğunu bildirir. Bu kişiler Müslümanları taklit ederek Hz. Muhammed'in (sav) yakın çevresine kadar girebilmişlerdir. Allah dilediği takdirde bu tarz insanları Peygamber Efendimize yüzlerinden tanıtacağını haber vermiştir:

Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın... (Muhammed Suresi, 30)

Bu insanlar samimiyetsiz ve yapmacık tavırlarla kendilerini Müslüman gibi tanıtmaya çalışırlarken aslında içlerinde fırtınalar kopar. Kalben inanmadıkları, tasdik etmedikleri bir hayatı yaşamak, sürekli taklit yapmak zorunda olmak onlar için bir tür azaptır. Gösteriş için namaz kılmak, güzel söz söylemek, tevazulu görünmek, seviyormuş gibi yapmak, içinden gelmediği halde İslam'a faydalı çalışmalarda bulunmak dine ve Müslümanlara için için kin besleyen bu insanlar için hiç kolay değildir. Yine de çıkarlarına daha uygun olduğunu düşünerek; nefisleriyle çatışan bir ortam oluşana dek kendi kendilerine oluşturdukları bu sahte kimlikte yaşamaktan vazgeçmezler. Ancak nefislerini iyice zorlayan büyük bir zorlukla karşılaştıkları takdirde artık taklit yapacak güçleri kalmaz ve yavaş yavaş gerçek yüzleri ortaya çıkmaya başlar. Umdukları gibi çıkar elde edemediklerini gördüklerinde eskiden taklidi olarak yaptıklarını da yapmamaya ve kinlerini açığa vurmaya başlarlar.

Dini yaşamakta pasif davranan bu kişiler taklit yeteneklerini kimi zaman da üzerlerinden dikkati dağıtmak için kullanırlar. Özellikle yaptıkları samimiyetsiz tavırlar Müslümanlar tarafından anlaşıldığında, dikkatleri kendi üzerlerinden dağıtmak için duruma uygun gördükleri bir kişilik taklidinin arkasına sığınırlar. Yerine göre kendilerini saf, çocuksu, olayları kavrayamayan kişiler olarak tanıtır yerine göre de bunun tam tersi yırtıcı, kavgacı son derece ters ve saldırgan bir kimliğe bürünürler. Bunu yaparken akıllarınca Müslümanları aldattıklarını sanırlar. Oysa Allah'ı ve iman edenleri aldattığını düşünen kimse, yalnızca kendi kendini aldatmaktadır:

Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar. (Nisa Suresi, 142)

Yüzlerinin Nursuz Olması

Kendilerini Müslüman gibi tanıtmalarına rağmen aslında dine ve Müslümanlara karşı kin dolu olan insanların yüzleri samimi Müslümanlarda olduğu gibi temiz ve nurlu değildir. Allah Kuran'da Müslümanlar için "...onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir..." (Fetih Suresi, 29) buyurmakta ve yüzlerinden Müslüman olduklarının anlaşıldığına dikkat çekmektedir. Bir başka ayette ise, Müslümanların cennette de yüzlerinde aydınlık ve nurlu bir ifade olacağı şöyle bildirilmiştir: "Nimetin parıltılı sevincini sen onların yüzlerinden tanırsın." (Mutaffifin Suresi, 24)

Söz konusu insanların ise bunun tam aksine yüzlerindeki ifade son derece esrarengiz ve karanlıktır. Yüzlerinde samimi, güven telkin eden, aydınlık bir ifade oluşmaz. Bunun sebebi aslında bu insanların ruhlarında yaşadıkları karanlıktır. Kötülük tasarlamaları ve Müslümanlara yalan söylemeleri nedeniyle Allah bu insanların kalplerine sıkıntılı, huzursuz ve tedirginlik dolu bir karanlık çökertir. Kalplerindeki bu şiddetli baskı ise yüzlerine nursuzluk olarak yansır. Allah ayetinde bu insanların üzerlerindeki nursuzluğu şöyle bildirmiştir:

Kötülükler kazanmış olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 27)

Peygamberimiz (sav) de bu tarz insanların nursuzluklarına dikkat çekmiş ve yalanlarından dolayı kalplerinin karardığını ifade etmiştir:

Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. (Muvatta, Kelam 18- 2, 990)

Gerçek bir Müslümanın yüzü ise, "Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır." (Yunus Suresi, 26) ayetinde bildirildiği gibi her zaman aydınlıktır, çevrelerindekilere de ferahlık verir. Ayette işaret edildiği gibi hayır ve güzellik yapanlara buna uygun güzel bir karşılık vardır. Söz konusu insanlara da yine kendi ahlaksızlıklarına uygun bir karşılık. Allah bir ayetinde dünyada yaptıklarından dolayı yüzleri kararan bu insanların ahirette de benzer bir durumda olduklarını bildirir:

Bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün. Yüzleri kapkara-kesilecek olanlara: "İmanınızdan sonra inkar ettiniz, öyle mi? Öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın" (denilir). (Al-i İmran Suresi, 106)

Bu kişilerin bakışlarındaki bozukluğun ortaya çıktığı anlardan biri de, kendilerinde İslam'a hizmet etmelerinin istendiği veya kendilerince rahatlarının bozulacağını düşündükleri anlardır. Hz. Muhammed (sav) döneminde yaşayan benzer ahlaktaki insanlardan, Peygamber Efendimiz (sav)'le birlikte savaşa çıkmaları istendiğinde bakışlarında oluşan ifade bu durumun örneklerinden biridir. Ayette şöyle bildirilmiştir:

İman edenler, derler ki: "(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat, içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün... (Muhammed Suresi, 20)

 

1 - 2 - 3 - 4