![]() |
| Anasayfa > Pasifizm > Müslümanların Arasında Yaşayan Pasifist İnsanların Amaçları Nelerdir? |
MÜSLÜMANLARIN ARASINDA YAŞAYAN PASİFİST İNSANLARIN
Zayıf İmanlılar Üzerinde Şeytani Bir Etkilerinin Olması Kendilerini din ahlakını gereği gibi yaşamak konusunda pasifize etmiş kişilerin amaçlarından bir diğeri de, zayıf imanlı kimseleri etkileri altında bırakıp, kendi taraflarına çekmektir. Fakat şeytanın etkisinde olan bu kişiler, yine ancak kendi ahlaklarına benzer ahlaktakiler üzerinde olumsuz bir etki oluşturabilirler. Samimi müminlere hiçbir zarar veremezler. Allah samimi olarak iman edenleri şeytanın ve şeytanın dostlarının telkinlerinden korur. Şeytanın samimi müminlerin üzerinde bir etkisinin olmayacağı Kuran'da Allah'ın bildirdiği bir gerçektir: (Şeytan) Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, ( sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna." (Hicr Suresi, 39-40) Öte yandan münafık karakterli, kalbinde hastalık olan veya zayıf imanlı kişiler, pasiflik telkinlerinin etkisi altında kalabilirler. Pasifist kişilerin yaptıkları işleri ağırdan almaları, mücadele şevklerinin olmaması, Allah'ı anmakta gösterdikleri gevşeklik, fedakarlıktan kaçınmaları, son derece yüzeysel insanlar olmaları, mümkün olduğunca az iş yaparak idare etmeye çalışmaları, tembellikleri, her zaman her işte kolay olanı tercih etmeleri, cansız ve ruhsuz bakışlarla etrafı süzmeleri, dindar olmanın derin şevkinden ve neşesinden yoksun olmaları, daima uykulu ve bakımsız bir görüntü sergilemeleri zayıf imanlı insanlara birer mesajdır. Bu tavırlarıyla, onları da gevşekliğe sürüklemek, kendilerine benzetmek ve mümkün olduğunca çok kişiyi pasifize etmek isterler. Bu kişiler, etkileri altına alabilecekleri insanları tavırlarından ve üsluplarından tanır, öncelikli olarak bu tarz insanlara yönelirler. Kendi düşünce yapılarına uygun olduğuna inandıkları kişileri seçer, bu kişilere hiç kimsenin fark edemeyeceğini zannettikleri gizli mesajlar verir, gizli bir dil ile bu kişilerle anlaşırlar. Müslümanlara fayda sağlayacak bir işi yapmak yerine, keyfi bir işle oyalanmak kalbinde hastalık olan bir kişinin diğerlerine "bu kadar gayret etmenizin bir anlamı yok, bakın ben nasıl keyfime bakıyorum, siz de benim gibi yapabilirsiniz" mesajıdır. Fedakarlık yapılacak bir yerde bencillik yapmak, örneğin herşeyin en iyisini kendisine ayırmak ve Müslüman kardeşlerini düşünmemek, "başkalarını değil önce kendinizi düşünün" demektir. Müslümanlara karşı teslimiyetli ve saygılı bir üslup yerine, iğneleyici ve saygısız bir üslup kullanmak "karşınızdakini ancak böyle ezer ve kendinizi üstün gösterebilirsiniz" telkini vermektir. Halbuki, onların mantıklarının tam tersine, insan fedakarlıktan kaçtığında değil fedakarlık yaptığında, cimrilik yaptığında değil cömert olduğunda, kibirli değil mütevazı olduğunda, öğüt almaktan kaçtığında değil her öğüde fayda gözüyle baktığında gerçek huzuru ve rahatlığı bulur. Dinde gevşeklik gösteren insanların savundukları yaşam tarzı ise, gerçek mümin ahlakı ile tamamen zıttır. Zaten pasifliği yaymak isteyen kişilerin de amacı sabra, tevazuya, teslimiyete, çalışkanlığa, fedakarlığa dayanan güzel ahlakın değil, bencilliğe, tembelliğe, kibire, pisliğe dayalı kötü ahlakın yayılmasıdır. Zayıf imanlı bazı kimseler de bu tavırlara ve telkinlere kanarak, kibirli davrandıklarında onurlu olacaklarını, fedakarlıktan kaçındıklarında zekice davranmış olacaklarını sanırlar. Oysa gerçekten akıllı ve zeki olan insan, Allah'ın kadrini takdir edebilen, Rabbimiz'in bize emrettiği ahlakı yaşayabilen insandır. Gerçekten onurlu olan kimse ise, Allah'a ve Resulüne iman ve itaat eden kimsedir. İnsana aradığı huzuru, şanı, şerefi verecek olan yalnızca Allah'tır. Allah'ın emrettiği ahlaktan kaçarak bunları kazanabileceklerini sananlar ise çok büyük bir kayıp içindedirler. Rabbimiz insanların ancak Müslüman olmakla, hak dini yaşamakla şerefli bir hayat süreceklerini, kendi heva ve isteklerine uyduklarında ise kayba uğrayacaklarını şu şekilde haber vermiştir: Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 71) Öte yandan bu insanlar topluluk içinde olduklarında gizli bir dil kullanarak ya da kendi başlarına kaldıklarında açıkça Müslümanların, peygamberlerin ve İslam'ın aleyhine olabilecek konuşmalar yapmaktan çekinmezler. Bu konuşmalarda sürekli müminleri eleştirmeye, kendilerince haksızlığa uğradıklarını düşündükleri konuları dile getirmeye özen gösterirler. Samimi bir müminden ve yaptığı işten alaycı bir üslupla bahseder, bir yandan onun iyi bir insan olduğunu dile getiriyor gibi yaparken bir yandan da çalışmalarını kendilerince küçük görür, tavırlarını kınarlar. Böylece olumlu konuşuyormuş gibi gözükürken karşı tarafa sinsi bir taktikle olumsuz telkin yaparlar. Kuran'da münafıkların, müminlerin verdikleri sadakaları ve Allah yolundaki gayretlerini alay konusu edinmeleriyle ilgili bildirilen ayet, bu tavrın bir örneğidir. Allah münafıkların bu çirkin ahlakını ve asıl alay konusu olanın kendileri olduğunu şöyle bildirmiştir: Sadakalar konusunda, mü'minlerden ek bağışlarda bulunanlarla emeklerinden (cehdlerinden) başkasını bulamayanları yadırgayarak bunlarla alay edenler; Allah (asıl) onları alay konusu kılmıştır ve onlar için acı bir azap vardır. (Tevbe Suresi, 79) Tarih boyunca yaşamış mümin topluluklarının içinde rastlanan bu kişilikteki insanların asla açıkça dile getirmedikleri, ama gizli konuşmalarında telkinini verdikleri bir diğer önemli konu da elçilerle ilgilidir. Bu kişiler peygamberlerin yanında onların anlattıkları gerçekleri tasdik eder gibi davranırlar. Ama kendi yandaşları ile yaptıkları gizli toplantılarda aleyhinde konuşmalar yaparlar. Benzer ahlaktaki kişiler Peygamber Efendimiz döneminde de yaşamış, O'nun aleyhinde gizli toplantılar düzenlemiş, bu toplantılarda müminlerin ve Hz. Muhammed (sav)'in aleyhine planlar yapmışlardır. Ancak Allah'ın izniyle bu planları her zaman boşa çıkmıştır ve Rabbimiz'in bir kanunu olarak da hep boşa çıkacaktır. Allah bu gerçeği ayette şu şekilde bildirmektedir: Şüphesiz 'gizli toplantıların fısıldaşmaları' (kulis), iman edenleri üzüntüye düşürmek için ancak şeytan (ürünü olan işler)dandır. Oysa Allah'ın izni olmaksızın o, onlara hiçbir şeyle zarar verecek değildir. Şu halde mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler. (Mücadele Suresi, 10) Peygamberimiz (sav) döneminde yaşayan zayıf imanlı kişilerin ve münafıkların, Hz. Muhammed (sav)'in emir ve tavsiyelerini uygulamamakta direndikleri, bu tavsiyeler hakkında saygıya uygun olmayan yorumlar yaptıkları bilinmektedir. Kendilerine belki de defalarca tarif edilen bir konuyu sanki hiç duymamış gibi davranmaları, sonra kendilerine hatırlatıldığında bunu hiç bilmediklerini söylemeleri, bilseler ona göre davranacakları yalanını ortaya atmaları ve bu konuda çekinmeden yemin etmeleri bu yapıdaki insanların bilinen özelliklerindendir. Allah bir ayetinde bu yapıdaki insanlar söz konusu insanlar hakkında inananları şöyle uyarmıştır: Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, böylece Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar için alçaltıcı bir azap vardır. (Mücadele Suresi, 16) Rabbimiz bir başka ayetinde de Hz. Muhammed (sav)'e ikiyüzlü insanlarla ilgili şöyle buyurmuştur: Ey peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azap vardır. (Maide Suresi, 41) Karışık ve her anlama çekilebilecek üsluplar kullanmak, sorulduğunda "iyilikten başka birşey amaçlamadığını" iddia etmek, pasifizm uygulayan kişilerin sıkça başvurdukları bir sahtekarlıktır. Kendilerince sahtekarlıklarını bu üsluplarının altına gizler, anormalliklerinin fark edilmeyeceğini, fark edilse bile durumu kolayca tevil edebileceklerini sanırlar. Elçinin aldığı kararlara karşı hoşnutsuzlukları, itaatsizlikleri ve teslimiyetsizlikleri hissedilmesine rağmen, mümkün olduğunca ahlaksızlıkları ile ilgili net delil vermemeye gayret ederler. Böylece bir yandan iyi niyet iddiasında bulunarak Müslümanları pasifize etmeyi, bir yandan da zayıf imanlı insanları ortaya attıkları fitne dolu sözlerle etkileyip kendilerine taraftar yapmayı hedeflerler. Ancak onların bu tavırlarının asla başarıya ulaşmayacağını ve boşa çıkacağını Allah bir ayetinde şöyle bildirmektedir: Şüphesiz inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar', kesin olarak Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler . (Allah,) Onların amellerini boşa çıkaracaktır. (Muhammed Suresi, 32) Müslümanların Arasına Cahiliye Yaşantısını Taşımak İstemeleri Müslümanların arasında dinden uzak bir yaşantı sürmeye çalışan kişiler genellikle hak olmayan, sapkınca yorumlanmış, çarpık bir din anlayışı ile ortaya çıkarlar. Bu çarpık anlayışta, Kuran ahlakı insan hayatında olabildiğince az yer kaplamakta, sadece şekli olan ibadetler yer almaktadır. Oysa, "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" (Enam Suresi, 162) ayetiyle bildirildiği gibi Müslümanın her dakikası, yaşamının her anı Allah'ın emrettiği şekildedir. Diğer bir deyişle, din ahlakı iman eden bir kimsenin tüm hayatını kapsar. Pasifist kişiler ise, şekli ibadetlere kısmen de olsa önem verirken, dinin özünü teşkil eden ahlaki esasları neredeyse tamamen yok sayarlar. Bu kişiler için ölçü Allah rızası ve Kuran ahlakı değildir. Genellikle olayları, kendi cahil mantıklarına göre ve "bence" diye başlayan cümlelerle batıl inanışlarına göre değerlendirirler. Bir türlü vazgeçemedikleri cahiliye hayatının ölçülerine göre bir değerlendirme yaparlar. Bu mantığa sahip kişilerin bakış açısı ayette şu şekilde bildirilmiştir: Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir? (Maide Suresi, 50) Olayları cahiliye anlayışıyla değerlendirmeleri, bu kişilerde ciddi mantık bozukluklarına neden olur. Müminler dünya hayatının geçici, asıl yurdun ise ahiret olduğunu bilirler. Dünyadaki tüm imkanlarını en güzel davranışlarda bulunmak için değerlendirirler. Amaçları Allah'ın rızası, rahmeti ve cennetidir. Bu sebeple de dünya hayatına dair konulara ancak gerekli olduğu kadarıyla önem verir, esas olarak ahiretlerini düşünürler. Pasifizmi savunan kişiler ise dünyada geçirdikleri sürenin esas olduğunu sanır, dünya hayatı ile ilgili her konuya hırslı bir bağlılık gösterirler. Cahiliye ahlakını kendi içlerinde yaşatıp, müminlerin arasına da sokmak isteyen bu kişiler özellikle kendilerini doğrudan ilgilendiren konularda çok hassas olurlar. Örneğin bir hastalığa yakalandıklarında tevekkülsüzlük ve korku içine girerler. Nefislerine çok düşkün oldukları için kendilerine bir zarar gelmesi ihtimali bile onların aşırı tepkiler vermelerine neden olur. Bu kişiler hem dünyaya çok önem verdikleri hem de kaderin varlığını göz ardı ettikleri için hastalık onlarda adeta bir şok etkisi yapar. Sürekli vesvese içerisinde olduklarından onlarca doktora da gitseler sakinleşemezler. Kullanacakları ilaçların, seçtikleri doktorların kendilerini iyileştireceğini zannedip, yalnızca bunlardan medet umarak iyileşmeye çalışırlar. Elbette, hasta bir insanın doktora başvurması, bu konudaki en uzman ve tecrübeli kişilerden yardım alması, kendisine önerilen tedaviyi uygulaması gereklidir. Ancak bu sırada, tüm bunların Allah'ın yarattığı birer sebep olduğunun, Allah dilemediği müddetçe en iyi doktora da muayene olsa, en etkili ilaçları da kullansa şifa bulamayacağının bilincinde olmalıdır. Dünyadaki hiçbir ilaç, hiçbir teknoloji veya hiçbir doktor Allah dilemediği sürece hastalıkların iyileşmesi için bir vesile olamaz. Nitekim müminler hastalığı yaratanın da şifa verecek olanın da Allah olduğunu çok iyi bildiklerinden tevekküllü ve teslimiyetli bir tavır içerisinde olurlar. Müslümanları pasifize etmeye çalışan kişilerin tevekkülsüzlükleri ve telaşları kalbinde hastalık olan kişileri de içten içe etkiler. Yaşadıkları endişeli ruh hali, çevrelerindeki bu insanların da akılsızca yorumlarda bulunmalarına, benzer bir olayla karşılaştıklarında aynı tevekkülsüzlüğü yaşamalarına neden olur. Zaten pasifizmi savunan kişilerin hedefi de tevekkülsüzlükleri ile, Müslümanlar arasında kargaşaya neden olabilmek, yeterince bilgi sahibi olmayan veya zayıf imanlı olan kişileri telaşa sevk edebilmektir. Din ahlakını yaşamakta pasif davranan kişilerin bir yönleri de, cahiliye yaşamına karşı duydukları derin hayranlıktır. Cahiliye toplumu içerisinde mevkiye, makama sahip olan ve cahiliye ölçülerine göre itibar gören kişilere, onlar da çok değer verir, onları gözlerinde büyütürler. Hatta bu kişilere benzemek için bir çaba içerisine de girerler. O kişiler gibi giyinerek, o kişilerin hayat tarzına benzer bir hayat tarzı edinerek, okudukları gazeteleri okuyup, seyrettikleri televizyon programlarını seyrederek, kullandıkları üslubu kullanarak bir anlamda onları taklit ederler. Elbette bir insanın, diğer insanların güzel özelliklerini örnek almasında bir sakınca yoktur. Ancak söz konusu kişilerin asıl olarak özendikleri ve taklit ettikleri bazı güzel özellikler değil, cahiliyenin zihniyetidir. Düşünce yapıları, cahiliye mantıklarıyla şekillenmiştir. Neyin önemli neyin önemsiz olduğunu, nerede nasıl davranılması gerektiğini, hangi tavırların doğru hangilerinin yanlış olduğunu Kuran'a göre değil, cahiliyenin kurallarına göre belirlerler. Bu özenti nedeniyle, salih bir Müslüman olmak gayretinde olmaz ve cahiliye tarafından değer verilen vasıfları edinmeye çalışırlar. Herhangi bir konuda değerlendirme yaparken, Allah'ın varlığının farkında olan bir insan gibi değil de, bu gerçekten tamamen gafil biri gibi yorumlar yaparlar. Ayrıca kendilerince bir üstünlük olduğuna inandıkları geçici değerlerle, müminlerin arasında da itibar kazanacaklarını zanneder ve bunlarla kibirlenirler. Ancak samimi müminler için insanların dünyevi özelliklerinin bir anlamı yoktur. Ancak bir kişi bilgisini, kültürünü, imkanlarını İslam'ın hayrı, Müslümanların yararı için kullanıyorsa muhakkak ki bu güzel bir davranış olacak ve ahirette de bunun karşılığını Allah'ın izniyle en güzel şekilde alacaktır. Fakat Allah'ın rızasını gözetmeyip, geçici bazı özelliklerden dolayı kibirlenen kişilere bu özellikleri, dünyada da ahirette de bir kazanç getirmeyecektir. Ayette de bildirildiği gibi, mümin kimse için "... azığın en hayırlısı takvadır..." (Bakara Suresi, 197) Bir başka ayette ise, ölçünün sadece takva olduğu ve insanların dünyada edindikleri maddi özelliklerin Allah katında bir değerinin olmayacağı şu şekilde bildirilmiştir: ... Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13) Müminler Kuran ahlakına uydukları için karşılarındaki kişinin Allah'a olan bağlılığını, Allah korkusunu hissettikleri oranda o kişiye saygı ve sevgi duyar, cahiliye değerlerini asla ölçü almazlar. Pasiflik telkini yapanlardan ise, ancak olayları ve insanları Kuran'a göre değerlendirmeyenler etkilenebilirler. Bu insanlar onların tarzını örnek alır ve onlara benzemeye çalışırlar. Bu kişilerin ortak özellikleri dünyada samimiyetin, Allah sevgisinin, Allah korkusunun ölçü alındığı bir hayatın yaşanabileceğine inanmamalarıdır. Hiç kuşkusuz bu yanılgıları, bundan vazgeçmedikleri müddetçe, onları acı bir azaba sürükleyecektir.
|