Türkçe Kuran-ı Kerim





Anasayfa > Kamil İman > Kuran'da Kamil İman Örnekleri
Kamil İman Nedir?
Kamil İman Sahibinin Allah İnancı
Kamil İman Sahibinin Kadere Teslimiyeti
Kamil İman Sahibinin Dünya Hayatına Bakış Açısı
Kamil İman Sahibinin Ölüme Bakış Açısı
Kamil İman Sahibinin Ahiret İnancı
Kamil İmanın Getirdiği Üstün Ahlak
Kamil İman Sahiplerinin Güzel Yaşantısı
Kuran'da Kamil İman Örnekleri
Kuran'da Kamil İman Sahipleri
Kamil İman Sahibi Bir Mümin...
Kuran'ı Yaşamaya Davet

 

 

KURAN'DA KAMİL İMAN ÖRNEKLERİ

 

Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlünde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)

Allah içinde herşeyin apaçık bir dille anlatıldığı ve eksik hiçbir konunun bırakılmadığı bir kitap göndererek imani bir olgunluğa nasıl erişebileceğimizi, nasıl düşüneceğimizi, nasıl yaşayacağımızı ve neleri hedefleyeceğimizi bize bildirmiştir. Bunun yanında insanların bu imani olgunluğun nasıl yaşanacağını pratik hayatta da görebilmeleri ve böylece kendilerine örnek alabilecekleri bir ahlakla karşılaşmaları için peygamberler göndermiştir. Onlara iyiliği emredip kötülükten men etmeyi farz kılarak, insanlara kamil imanı yaşamada yardımcı olmalarını sağlamıştır. Ayrıca Allah, Kuran'da geçmişte yaşamış olan peygamberlerin haberlerini aktararak, sahip oldukları üstün ahlak örneklerine yer vermiştir ki iman sahipleri görüp örnek alabilsinler.

Kitabın başında da açıkladığımız gibi insanın imanının ve Allah korkusunun önünde bir sınır konulmamıştır. Dileyen her zaman Rabbimize bir yol bulabilir ve O'na herkesten çok daha fazla yakın olabilir. Bu nedenle kamil iman sahipleri için peygamberlerin ve Kuran'da örnek gösterilen salih müminlerin imanı ve ahlakı önemli bir hedeftir. Ancak bu da onlar için son sınır değildir. Allah Kuran'da, "Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının..." (Teğabün Suresi, 16) ayetiyle müminlerin kendilerine takvada hiçbir sınır koymamaları gerektiğine dikkat çekmektedir.

Bu nedenle her müminin hedefi Allah'ın en sevgili ve O'na en yakın kulu olabilmektir.

İşte bu bölümde böylesine şerefli ve üstün bir arayış içerisinde olan herkese, Allah'ın Kuran'da peygamberlerden ve diğer kamil iman sahiplerinden vermiş olduğu örnekleri bir kez daha hatırlatacak ve imani olgunluğu kavramanın yollarını ortaya koyacağız.

Hz. Yusuf

Kuran'da bildirilen kıssalardan birinde Allah Hz. Yusuf'un çocukluğundan itibaren belirli bir hikmetle tasarlanmış denemelere tabi tutulduğunu ve onun da tüm bu olaylara karşı en olgun, en teslimiyetli tavrı gösterdiğini haber verir. Şartlar her ne kadar zorlu, kurulan tuzaklar her ne kadar işlemiş gibi görünse de Hz. Yusuf, imanından, Allah'a olan bağlılığından, güveninden ve teslimiyetinden en ufak bir taviz vermemiş aksine Allah'a daha da yakınlaşarak O'na karşı tam teslimiyetli bir ahlak göstermiştir.

Allah'a yakınlaşmakta yol arayanlar için, Hz. Yusuf'un yaşamında gerçekten de çok benzersiz, çok üstün iman ve ahlak örnekleri vardır. Kuran'dan Hz. Yusuf'a dair ilk öğrendiğimiz bilgi onun henüz küçük yaşlarda önemli bir rüya gördüğü ve babası Hz. Yakup'un bu rüya hakkında yaptığı yoruma ilişkindir:

Hani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde etmektelerken gördüm" demişti. (Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." "Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Yusuf Suresi, 4-6 )

Babası, Hz. Yusuf'un gördüğü bu rüyanın Allah'tan bir işaret olduğunu ve onun ileride Allah katında üstün bir kimse olacağını düşünerek bu rüyayı kimseye anlatmamasını söylemiştir. Daha sonra babalarının Hz. Yusuf'a olan düşkünlüğünün daha fazla olduğunu hisseden kardeşleri, babalarının bu sevgisini kıskanarak, kardeşlerine bir tuzak kurmuşlardır. Onu öldürmeye ve böylece babalarının sevgisini kendilerine döndürmeye çalışmışlardır:

Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır. Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir." "Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz. "İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın." (Yusuf Suresi, 7-10)

Kardeşleri Hz. Yusuf'u bir kuyunun derinliklerine atmış ve babalarına da onu bir kurdun kaptığını söyleyerek üzerine yalandan kan sürdükleri gömleğini getirmişlerdir. Söyledikleri bu yalana rağmen, Hz. Yakup bu olayın bir düzenden ibaret olduğunu anlamış ve Allah'a sığınarak, O'ndan yardım dilemiştir. Her olayı bir kader ve hikmet üzerine yaratan Allah'ın dilemesiyle, kuyunun bulunduğu yerden geçmekte olan bir yolcu kafilesi Hz. Yusuf'u bulmuş ve onu esir olarak Mısır'da bir vezire satmıştır:

... Böylelikle biz, Yusuf'u y eryüzünde (Mısır'da) yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler. Erginlik çağına erişince, kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. (Yusuf Suresi, 21-22)

Kendisini satın alan vezirin karısı, çarpıcı bir güzelliğe sahip olan Hz. Yusuf'a yaklaşmak istemiş ve bu isteği kabul edilmeyince Hz. Yusuf'a iftira atarak kendisini temize çıkarmak istemiştir:

Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: "İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki: "Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez.... Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam) Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi... Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu bu, sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür" dedi. "Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun. (Yusuf Suresi, 23-29)

Ancak gömleğin arkadan yırtıldığı anlaşıldığı ve Hz. Yusuf'un suçsuzluğu çok açık bir biçimde görüldüğü halde, onu zindana atmaktan vazgeçmemişlerdir. Hz. Yusuf ise karşılaştığı tüm olaylarda olduğu gibi, içinde bulunduğu durumdan Allah'a sığınmış ve kendisine bir çıkış yolu göstermesi için O'na teslim olmuştur. Allah onun bu duasını kabul etmiş ve kadının hileli düzenini ondan uzaklaştırmıştır:

Kadın dedi ki: "... Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o ise, (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacak." (Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Onların kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Böylece Rabbi, onun duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir. Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı. (Yusuf Suresi, 32-35)

... böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (Yusuf Suresi, 42)

Kardeşlerinin kendisine kurduğu tuzak ile başlayan ve iftira atılmasıyla devam eden bu olaylar Yusuf Peygamberin uzun yıllar boyu bu zindanda kalmasıyla devam etmiştir. Ancak bu süre boyunca o, bir an için bile ümitsizliğe kapılmamış, Allah'tan umutla yardım dilemiş, tüm bu olayların bir hayır üzerine yaratıldığını bilmiş, sabrında ve imanında kararlılık göstermiştir. Nitekim yıllar sonra hükümdar, gördüğü bir rüyanın yorumunu sorduğunda, Hz. Yusuf'u zindandan tanıyan ve onun rüyaları özel bir bilgiyle yorumladığını bilen bir kimse, bu durumu hükümdara haber vermiştir. Hz. Yusuf'tan, rüyasının en doğru yorumunu öğrenen hükümdar onu çağırtmıştır. Fakat peygamber, hükümdarın önce vezirin karısını ve ellerini kesen kadınları çağırtıp geçmişte yaşanan bu olayın aslını onların ağzından öğrenmesini istemiştir. Onlar da şöyle cevap vermişlerdir:

... Onlar: "Allah için, haşa" dediler. "Biz ondan hiçbir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söylenlerdendir." (Yusuf Suresi, 51)

Onların bu itiraflarının ardından Hz. Yusuf ise şu açıklamayı yapmıştır:

(Yusuf aracıya şunu söyledi:) "Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi. (Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." (Yusuf Suresi, 52-53)

Yusuf Peygamberin bu sözleri onun nasıl bir imani olgunluğa ve nasıl üstün bir ahlaka sahip olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. O, en başından beri Allah'ın yardımının mutlaka iman edenlerle ve sabredenlerle birlikte olduğunu ve Kendisine ihanet edenlerin hileli düzenlerini mutlaka boşa çıkardığını bilmektedir. Allah'a duyduğu güven, kadere olan teslimiyetinden ve tevekkülünden anlaşılmaktadır. Şartlar her ne kadar aleyhine gibi görünse de aslında tüm bunların gerisinde Allah'ın yakın bir takibi olduğunu çok iyi görmektedir.

Yusuf Peygamberin üstün ahlakında dikkat çeken çok önemli bir başka özellik de, onun en haklı olduğu durumlarda bile nefsine arka çıkmaması, ona asla güvenmemesi ve onun Allah'ın dilemesi dışında mutlaka kötülüğü emredici bir güç olduğunu çok iyi bilmesidir. Bu, ancak kamil iman sahiplerinin yaşayabileceği bir ahlaktır. Çünkü nefis, şeytanın yöntemlerine sığınarak insana çok sinsice yaklaşır ve vicdanının sesini gözardı eden kimselere yaptıklarını süslü göstererek onları kötülüğe ikna eder.

Hz. Yusuf'un nefsine karşı olan tutumu ise, onun imani olgunluğunun tavırlarına bir yansımasıdır. Kuşku yok ki Allah'a böylesine güven duyan ve teslimiyet gösteren bir insanın sonu da mutlaka hayır olacaktır. Nitekim onun hayatı boyunca gösterdiği bu teslimiyete karşı Allah ona dünyada güç ve iktidar vermiştir. Ayrıca ona, dünyada güzel bir yaşam vererek ve ahirette de cenneti müjdeleyerek "iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayacağını", mutlaka iyiliklerinin karşılığını vereceğini müjdelemiştir:

İşte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız. Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hayırlıdır. (Yusuf Suresi, 56-57)

Hz. Süleyman

Allah Hz. Süleyman'ın samimi imanını Kuran'da şöyle bildirir:

Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 30)

Hz Süleyman'ın Kuran'da anlatılan en önemli özelliklerinden biri, büyük bir güç, iktidar ve ihtişama sahip olmasıydı. Ona Allah katından pek çok üstün yetenekler verilmişti. Hz. Süleyman kendisine verilen bu nimetlerden dolayı daima Allah'a şükredip, dua ederek O'na yönelmişti. Allah Hz. Süleyman'ın dualarından birini Kuran'da şöyle bildirir:

"... Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat." (Neml Suresi, 19)

Hz. Süleyman'ın samimi bir diğer duası da şöyledir:

"Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin." (Sad Suresi, 35)

Allah bu duasına karşılık, Hz. Süleyman'a dünyada özel bir yetenek, zenginlik ve ilim konusunda bir üstünlük verdiği gibi onu ahirette de en güzel şekilde mükafatlandıracağını vaat etmiştir. Allah Kuran'da Hz. Süleyman için şöyle bildirmektedir:

Şüphesiz, onun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır. (Sad Suresi, 40)

Hz. Süleyman'ın böylesine üstün ve seçilmiş bir makama layık kılınması, elbette elinde bulunan maddi imkanları Allah rızası için kullanması dolayısıyladır. Bu imkanlar onun Allah'a yakınlığının daha da artmasına, Allah'ı anmasına vesile olmuştur. Nitekim onun "... gerçekten ben mal sevgisini Allah'ı zikretmekten dolayı tercih ettim..." (Sad Suresi, 32) dediği bir ayette bildirilmektedir. Nimetler ve imkanlar ne kadar çok olursa olsun, bunlardan dolayı herhangi bir şımarıklığa kapılmamak ve böbürlenmeden yalnızca Allah'a yönelmek, ancak kamil iman sahiplerine has bir ahlaktır. Allah, Hz Süleyman'ın bu ahlakını tüm insanlara örnek olarak bildirmiştir.

 

1 - 2