![]() |
KURAN'DA KAMİL İMAN ÖRNEKLERİ
Firavun'un Karısı Firavun'un karısı, Mısır'da İsrailoğulları'nın yönetimini elinde bulunduran Firavun'la evlidir. Tarihe dünyanın gelmiş geçmiş en zalim insanlarından biri olarak geçen Firavun'un evli olduğu bu insan, ondan tamamen farklı bir ahlaka sahiptir. Kuran'da tarihin en değerli ve en salih Müslümanlarından biri olarak ismi zikredilmiştir. Allah'ın takdir ettiği kaderde bir imtihan olarak, dünyanın en zalim insanlarından biri ile en iyi insanlarından biri aynı evde yaşamaktadır. Bu kıymetli insanın sahip olduğu kamil iman, Kuran'da kıyamete kadar yaşayacak olan Müslümanlara örnek verilmiştir: Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi... (Tahrim Suresi, 11) Allah'ın iman edenlere Firavun'un karısını örnek göstermesinin sebebi, bu üstün ahlaklı insanın, tarihte az rastlanan bir tehlike altındayken, içinde bulunduğu zor koşullara rağmen iman etmiş olmasıdır. Aynı zamanda yine cahiliye insanlarının tam aksine, dünyada belki de çok az kimsenin sahip olduğu bir mülkten etkilenmeyerek, güçlü bir karakterle Allah'a derin bir bağlılık göstermesidir. O dönemde Mısır halkı Firavun'un ilahi bir güce sahip olduğuna inanıyordu. Ve Firavun Mısır halkının bu inancını kullanarak halka kendisini "ilah ilan etme" cüretini göstermişti. İşte Firavun'un karısı da böylesine tehlikeli bir ortamda, bu derece zalim bir insanla aynı evi paylaşırken Allah'a iman etmiştir. Allah'ın varlığını ve o güne kadar Mısır'a hakim olan inançların hepsinin batıl olduğunu onaylamıştır. Kuşkusuz bu, dünyada çok az insanın göze alabileceği ve ancak Allah'a gönülden ve katıksız bir bağlanmayla mümkün olabilecek bir yaşam şeklidir. Ve elbette büyük sabır gerektiren bir denemedir. Bu zorluktan etkilenmeden yaşayabilmek için iradeli, akılcı, kesinlikle duygusallıktan uzak, çok güçlü bir iman gerekir. İşte Firavun'un karısı da böyle bir ahlaka ve kamil imana sahip olması nedeniyle akılcı bir yöntem izlemiş ve kendini sezdirmeden, Firavun'un sarayında gizlice iman eden mümin bir kadın olarak yaşamıştır. Ve alemlerin kadınlarına örnek verilmekle şereflendirilmiştir: Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar." (Tahrim Suresi, 11) Firavun'un karısı büyük bir zenginliğin içinde olmasına rağmen dünyevi hırslara kapılmamış, sadece Allah için yaşayacağı bir hayatı tercih etmiş, Allah'ın hoşnutluğunu, rızasını, herşeyin üstünde tutmuştur. Bu yüzden de Allah'a boyun eğiciliği, tevekkülü, üstün sabrı ve olgunluğu ile peygamber olmadığı halde bütün insanlara örnek olarak Kuran'da zikredilmiş değerli bir Müslüman kadındır. Sihirbazların İmanı Hz. Musa, Firavun'a Allah'ın varlığını açıklayıp ardından da Allah'ın mucizelerini gösterdiğinde, Firavun kibirlenmiş ve aslında Hz Musa'yı küçük düşürmeyi planladığı için onu en güvendiği büyücüleri ile karşı karşıya getirebileceği bir yarışma düzenlemişti. Firavun, İsrailoğulları'nın Hz. Musa'dan etkilendiğini ve ona inanmaya başladığını sezdiği için, Hz. Musa'nın gösterdiği mucizeleri, halka bir büyücü hilesi olarak göstermeyi amaçlamıştı. Firavun muhtemelen Mısır halkının tümünün Allah'a iman etmesinden ve batıl dinlerini terk etmesinden tedirgindi. Tek amacı kendi sistemini devam ettirebilmek olduğundan, adil süsü verilmiş hileli bir oyunla sistemini koruyabileceğini ve hatta sağlamlaştırabileceğini zannetmişti. Belirlenen gün geldiğinde Hz. Musa ve büyücüler, halkın toplandığı bir meydanda karşı karşıya geldiler. Büyücüler güçlerini göstermek için asalarını fırlattılar. Yaptıkları sihirin etkisiyle, asalar insanlara doğru koşar gibi göründü. Hz. Musa asasını fırlatınca ise, Allah'ın izniyle asa büyücülerin kurduğu düzeni yuttu. Olayların akışı Kuran'da şöyle anlatılır: Dediler ki: "Ey Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?" (Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular. Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 115-119) Bunun üzerine Hz. Musa'nın gerçeği söylediğini anlayan büyücüler, Allah'a iman ettiler: Anında büyücüler secdeye kapandılar. (Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. "Musa'nın ve Harun'un Rabbine." (Şuara Suresi, 46-48) Hz. Musa'nın sihirbazların yaptıklarını geçersiz kılması ve sihirbazların da onun üstünlüğünü kabul ederek iman etmesi Firavun için büyük bir yenilgiydi. Bu yüzden, Firavun'un tepkisi çok sert oldu. Çünkü hem halkının gözü önünde küçük düşmüş, hem önemli bir gücünü yitirmiş, hem de kendi sistemine karşı büyük bir tehlike olarak gördüğü Hz. Musa önemli bir galibiyet elde etmişti. Sonuç olarak iman eden büyücülerin çok ağır bir cezaya çarptırılmalarına karar verdi: (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce O'na inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız." (Taha Suresi, 71) Sihirbazlar ise Firavun'un zorbalığını bilmelerine ve bu ağır tehditlere rağmen Allah'ın varlığını anladıkları an iman etmişler ve secdeye kapanmışlardır. Hiçbir bahane öne sürmeden, menfaat hesapları yapmadan Firavun'a karşı Hz. Musa'nın tarafına geçerek onu desteklemişlerdir. Hz. Musa'nın karşısına çıkmaları ve ona karşı mücadele etmeleri konusunda da Allah'tan af dilemişlerdir: Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin. Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir." (Taha Suresi, 72-73) İşte burada kayıtsız şartsız Allah'a teslim olmanın daha ilk anda bile insana kazandırdığı şahsiyet, güç ve kararlılık diğer bir deyişle imani olgunluk görülmektedir. Eğer sihirbazlar Firavun'un düzenine göre bir çıkar hesabı yapmaya kalkışsalardı, asla böyle bir tavır gösteremezlerdi. Çünkü görünüşte, yaşadıkları mevcut ortamda iman etmeleri dünyevi menfaatleriyle çatışıyordu. Ancak elbette Allah'ın varlığına iman eden bir insan için bütün bu tehlikeler geride kalır. Çünkü Allah bütün bu sayılan olaylara hükmeden, herşeyin üzerinde olan güçtür. Kamil imanda Allah'a belirli şartlara bağlı olarak kul olunmaz. Çünkü gerçek iman, hiçbir koşula bağlı olmayan imandır. Sihirbazların gösterdikleri de, Allah'a ve dine samimi yaklaşan, hiçbir şarta bağlı olmayan kamil bir imandır. Bağ Sahibi Allah Hz. Muhammed'e iki kişinin arasında yaşanan bir olayı vahyetmiştir. Böylece asırlar önce yaşamış olan bu iki adamın örneği, kıyamete kadar, yaşayan tüm insanlara ulaşmıştır: Onlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik. İki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında da bir ırmak fışkırtmıştık. (İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı... (Kehf Suresi, 32-34) İşte bu kişilerden birinin sergilediği karakter Kuran'a ibret alınacak bir karakter olarak geçerken, diğerinin itidalli tavrı da bir kamil iman örneği oluşturmuştur. Mal bakımından zengin olan kişi, bu zenginliğinden kaynaklanan kendinden son derece emin bir şımarıklık içindedir. Bahçesinin verimli olması ve görünümünün güzelliği onun kendine olan güveninin temel dayanağıdır. Sırf yanındaki kişiden daha zengin ve güçlü olduğunu düşündüğü için normal koşullarda yapamayacağı bir büyüklenme ve azamete kendince hak bulmuştur: ... Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." (Kehf Suresi, 34) Bu adam, bağının güzelliğini ve bereketini gördüğünde, güçlü olmak için Allah'a ve O'nun dinine ihtiyacı olmadığı zannına kapılmış ve kendinden son derece emin ve akılsızca bir üslup kullanmıştır: Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi. "Kıyamet saati'nin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." (Kehf Suresi, 35-36) Allah'ın ayette de dikkat çektiği gibi bağ sahibi, bağına neredeyse sonsuzluk atfetmiş ve hiçbir gücün onu yok edemeyeceğini düşündüğünü de açıkça ifade etmiştir. Oysa bu bakış açısının kendine nasıl bir son hazırladığını fark edememiştir ki, Allah bu cahilce büyüklenmesinden ve müstağniyetinden dolayı ondan "kendi nefsinin zalimi" olarak bahsetmiştir. Allah, bu adamın yanı sıra ikinci bir bağ sahibinden bahseder. Bu kişi de mülk sahibidir ve zengindir ancak diğeri kadar değil... Fakat sahip olduğu zenginlik, inancını ve karakterini etkilememiştir. Bu nedenle arkadaşının üzerindeki inkarı fark etmiş ve ona şu şekilde cevap vermiştir: .. . Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin? Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam. Bağına girdiğin zaman, 'Maşaallah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan. (Kehf Suresi, 37-39) Ve ayetin devamında da arkadaşının malından dolayı azgınlaşmasını hemen uyarmış ve Allah'ın verdiği malla, Allah'a karşı büyüklenmemesini öğütlemiştir: "Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne de gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir." "Veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin." (Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım." Allah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi. İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (Kehf Suresi , 40-44) İtidalli bağ sahibinin gösterdiği ahlak Allah'ın beğendiği ahlak modelidir. Sahip olduğu mantık, olaylara bakış açısı ve üslubu kamil imana dair alametlerdir. Bu yüzdendir ki Allah Peygamberimiz (sav)'e, bu olayı tüm müminlere örnek olarak anlatmasını emretmiştir. Diğer bağ sahibinin sergilediği kötü ahlak ise, kamil iman sahibinin ahlakındaki üstünlüğün, böyle bir kıyasla ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
|