![]() |
ÜZERİNDE DÜŞÜNÜLMESİ GEREKENLER
Yazının başından bu yana düşünmenin öneminden, insana kazandırdıklarından, insanı diğer canlılardan ayırt eden çok önemli bir özellik olduğundan söz ettik. Ayrıca düşünmeyi engelleyen nedenlere de değindik. Kuşkusuz tüm bunlardaki amaç, insanları düşünmeye teşvik ederek, yaratılış amaçlarını görebilmelerine, Allah'ın sonsuz ilmini ve kudretini takdir edebilmelerine yardımcı olmaktı. İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara Suresi, 171) . Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179) Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar. (Furkan Suresi, 44) Allah'ın ayetlerini, yarattığı canlılardaki ve olaylardaki mucizevi yönleri görebilen, dolayısıyla akledebilen insanlar ise ancak düşünen insanlardır. Ve bu insanlar gördükleri küçük büyük herşeyden bir sonuç çıkarabilirler. SABAH UYANDIĞINDA. İnsanın düşünmeye başlaması için özel bir ortam oluşmasına gerek yoktur. Sabah kalktığı andan itibaren düşünmek için önüne birçok imkan serilir. O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır. (Furkan Suresi, 47) Kafasını toparlaması, tam olarak ayılması için yüzünü yıkaması, duş alması yetecektir. Artık insan kendisi için faydalı pek çok şeyi düşünebilecek bir konumdadır. Kahvaltıda ne yiyeceğinden veya evden kaçta çıkması gerektiğinden daha önemli konular vardır ve öncelikle bunları düşünmesi gereklidir. ... Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat. (Neml Suresi, 19) İnsanın Acizliğinin Düşündürdükleri İnsan, sabah yataktan kalkar kalmaz aciz bir varlık olduğunu fark ederek düşünmeye başlar. Her sabah mutlaka yüzünü yıkaması, dişlerini fırçalaması gerekir. Bunları gören insan diğer acizliklerini de düşünmeye başlar. Örneğin her gün banyo yapmak zorunda olması, incecik derisinin altının bakmakta zorlanılacak kadar kötü görünmesi, vücudunun enfeksiyona son derece açık olması, uykusuzluğa, açlığa ve susuzluğa dayanamaması hep acizliğinin göstergeleridir. Allah, sizi bir za'ftan yarattı, sonra (bu za'fın ardından bir kuvvet kıldı, sonra bu kuvvetin ardından da bir za'f ve yaşlılık verdi. Dilediğini yaratır. O, bilendir, güç yetirendir. (Rum Suresi, 54) Sabah aynaya bakan bir insanın eğer yaşı ilerlemişse aklına daha başka düşünceler de gelir. Hayatının ortalama ilk 20 senesinden sonrasında ilk yaşlanma belirtileri başlamıştır. 30'lu yaşlara geldiğinde gözaltları, ağız kenarları kırışmaya başlamış, cildinin eski diriliği kalmamış, vücudunun büyük bir bölümünde deformasyon görülmeye başlamıştır. Yaşı daha da ilerledikçe saçları beyazlamış, hatta elleri bile yaşlanmıştır. Bunları düşünen bir insan için yaşlılık dünya hayatının geçiciliğini gösteren, insanın dünyaya hırsla bağlanmasını engelleyen en etkili olaylardan biridir. Yaşlanmaya başlayan kişi artık dünya hayatında geriye bir sayım başladığını anlar. Aslında yaşlanan ve geriye sayımı başlayan, insanın bedenidir. Beden gün geçtikçe çürür, ancak insanın ruhunda bir yaşlanma olmaz. İnsanların çoğunluğu gençliklerinde güzel veya çirkin olmalarının şiddetli olarak etkisi altında kalırlar. Genellikle güzel olan kibirlidir, çirkin olan ise ezik ve mutsuz olur. Yaşlılık ise bedenin güzelliğinin veya çirkinliğinin ne kadar geçici olduğunu, Allah katında tek geçerli olanın ve insanın tek kazancının Allah'a olan bağlılığı ile gösterdiği güzel ahlak olduğunu gösteren önemli bir ibrettir. İnsan bu acizlikleri ile her karşılaştığında, her türlü eksiklikten münezzeh olan, tek kusursuz varlığın Allah olduğunu düşünür ve Allah'ın yüceliğini tesbih eder. Allah insanın sahip olduğu her acizliği bir hikmetle yaratmıştır. İnsanların dünya hayatına bağlanmamaları, dünya hayatında sahip oldukları ile azıp şımarmamaları bu hikmetlerden bazılarıdır. Bunları düşünerek kavrayabilen kişi, ahirette Allah'ın kendisini tüm bu eksikliklerden arındırılmış olarak yaratmasını ister. Sahip olduğu acizlikler çok önemli bir düşünceyi daha aklına getirir: Kara topraktan çıkan bir gül tertemiz kokarken, insanın bakım yapmadığı takdirde vücudunda oluşan kokunun dayanılmaz olması, özellikle kibirli ve kendini beğenmiş insanların üzerinde düşünerek ibret almaları gereken bir durumdur. İnsanın Vücudundaki Bazı Özelliklerin Düşündürdükleri İnsan sabah aynaya bakmaya devam ederken aklına hiç düşünmediği şeyler de gelebilir. Örneğin insanın kirpikleri, kaşları, kemikleri, dişleri belli bir boya ulaştığında uzamaları durur. Ancak saçlarının uzaması durmaz. Yani uzaması zararlı olabilecek, kötü bir görüntüye neden olacak olan bölümlerin uzaması dururken, uzaması estetik açıdan güzel olabilecek olan saçlar uzamaya devam eder. Bunun yanı sıra kemiklerin uzamasında da tam bir uyum ve oran vardır. Örneğin insanın kol kemikleri daha fazla uzayıp, gövdesi kısa kalmaz. Her biri ne kadar uzaması gerektiğini bilirmiş gibi tam zamanında durur. YOLDA GİDERKEN. İnsanların birçoğu sabah kalkıp hazırlandıktan sonra işyerine, okula gitmek veya dışarıdaki bir işlerini halletmek üzere yola çıkarlar. Bir mümin için bu yolculuk Allah'ın razı olacağı hayırlı işler yapmanın bir başlangıcıdır. İnsan evinden ayrılıp dışarı çıkar çıkmaz önüne düşünmesi gereken sayısız konu çıkar. Etrafta büyük küçük binlerce insan, arabalar, ağaçlar sayılamayacak kadar çok ayrıntı vardır. Burada bir müminin bakış açısı çok nettir. O gördüğü şeylerden mümkün olduğunca faydalanmaya bakar. Olayların arkasındaki sebepleri düşünür. Çünkü karşısında gördüğü manzara Allah'ın bilgisi dahilinde ve O'nun dilemesiyle oluşmuştur. Öyleyse mutlaka bir sebebi vardır. Allah, onu dışarı çıkarıp karşısına bu görüntüleri çıkardığına göre bunlar üzerinde görülmesi ve düşünülmesi gereken şeyler vardır. Sabah kalktığı andan itibaren kendisine dünyada ecir (sevap) kazanabileceği bir gün daha verdiği için Allah'a şükretmiştir. Ve şimdi de bu ecirleri kazanabileceği bir yolculuğa başlamıştır. Bunun bilincinde olan kişi, Allah'ın "Gündüzü bir geçim-vakti kıldık" (Nebe Suresi, 11) ayetini düşünür. Bu ayet doğrultusunda gününü diğer insanlara faydalı olacak, Allah'ın hoşnut olacağı işler yapacak şekilde geçirmenin planlarını yapar. Bu düşüncelerle gideceği yere doğru ilerlerken, sokak arasında gördüğü bir çöp yığını, pis koku, karanlık, dar, izbe yerler de insanın aklına çeşitli konular getirir. "Ashab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal." Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler. Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim). (Vakıa Suresi, 41-44) Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar. Bugün bir yok oluşu çağırmayın, birçok (kere) yok oluşu isteyip-çağırın. (Furkan Suresi, 13-14) Kuran'ın bu ayetlerini hatırlayan kişi, hemen Allah'a kendisini cehennem azabından koruması için dua eder, yaptığı hatalardan dolayı bağışlanma diler. Rengarenk Bir Dünyanın Düşündürdükleri Yolculuğuna devam eden insan, çevresinde her an Allah'ın ayetlerini, yaratılış mucizelerini görmeye, bunlar üzerinde düşünerek Rabbimizin yüceliğini takdir etmeye çalışır. Arabanın camından dışarıya baktığında rengarenk bir dünya ile karşılaşır. Bunun üzerine şöyle düşünür: "Peki ya dünya rengarenk olmasaydı, herşey nasıl olurdu?" Örneğin aşağıdaki resimlere bakın ve siz de düşünün. Hiçbir rengi olmayan bir deniz veya bir dağ manzarasından veya bir çiçekten şimdi aldığımız gibi zevk alabilir miydik? Gökyüzünün, meyvelerin, kelebeklerin, giyeceklerin, insanların yüzlerinin görüntüleri şimdi olduğu gibi zevk verir miydi? Rengarenk, cıvıl cıvıl bir dünyada yaşıyor olmamız bize Rabbimizin verdiği bir nimettir. Doğada gördüğümüz her renk, canlılardaki renklerin birbirleriyle olan kusursuz uyumu Allah'ın eşsiz sanatının ve benzersiz yaratışının delilleridir. Örneğin bir çiçeğin ya da bir kuşun sahip olduğu renkler ve bu renklerin birbirleriyle uyumu veya renkler arasında yumuşak geçişler olması, doğada hiçbir rengin gözümüzü rahatsız etmemesi, örneğin denizlerin, gökyüzünün, ağaçların renklerinin bizlere rahatlık verecek, gözümüzü yormayacak tonlarda olmaları Allah'ın yaratışının kusursuzluğunu gösterir. Tüm bunları düşünen bir insan, çevresinde gördüğü herşeyin Allah'ın sonsuz ilminin ve kudretinin bir eseri olduğunu anlar. Allah'ın bizlere verdiği tüm bu nimetler karşısında ise "içi titreyerek" Allah'tan korkup sakınır ve nankörlük eden bir insan olmaktan Allah'a sığınır. Allah, Kuran'da renklerin varlığını hatırlatarak, ancak alim olanların yani düşünüp araştıran ve bunlardan sonuç çıkaran insanların Allah korkusuna sahip olduklarını şöyle bildirir: Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık). İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 27-28) Yolda Görülen Bir Cenaze Arabasının Düşündürdükleri Bir yerlere ulaşmaya çabalayan insanın karşısına aniden bir cenaze arabası çıkabilir. Bu ise aslında insanı kendisine getirebilecek çok önemli bir fırsattır. Karşısına çıkan bu görüntü ona ölümü hatırlatmıştır. Bir gün kendisi de o arabanın içinde olacaktır. Buna hiç şüphe yoktur, ne kadar kaçınsa da er geç ölüm onu bulacaktır. Belki yatağında, belki yolda, belki de tatilde bir yerde bu dünyadan mutlaka ayrılacaktır. Çünkü ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz. İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (Ankebut Suresi, 57-59) İnsanın kendi bedeninin de sonunda tahta bir tabuta konulacağını, üzerinin yakınları tarafından toprakla örtüleceğini, bir mezar taşında adının ve soyadının yazılacağını düşünmesi, onun dünyaya olan bağlılığını ortadan kaldırır. Bunu çok samimi ve gerçekçi bir şekilde düşünen insan bir gün toprağın altında çürüyecek bir bedene sahip çıkmanın ne kadar anlamsız olduğunu görür.
|