Türkçe Kuran-ı Kerim





Anasayfa > Adamlık Dini > Adamlık Dininde İslam Anlayışı
Adam Olmak Nedir?
Adamlık Dininin Ortak Özellikleri
Liseli Psikolojisi
Flört Psikolojisi
Yaşlılık Psikolojisi
Evlilik Psikolojisi
Kadınlık Psikolojisi
İş Psikolojisi
Adamlık Dinine Göre İslam Anlayışı
Çözüm

 

 

ADAMLIK DİNİNDE İSLAM ANLAYIŞI

 

Bugün dünyanın birçok ülkesinde "din" kavramı son derece yanlış anlaşılmaktadır. Allah'ın Kuran'da bildirdiği din ahlakı ile toplumun algıladığı din ahlakı arasında büyük bir fark vardır.

Bunun en açık göstergesi, bir insandan söz edilirken onun dininin yanı sıra, dünya görüşünden, ideolojisinden, hayat felsefesinden ya da yaşam tarzından da söz edilebilmesidir. Bu mantığa göre, bir insan herhangi bir dine mensup, örneğin Müslüman olabilir, ancak bunun yanında, Müslümanlık dışında bir hayat felsefesi, dünya görüşü vs. benimsemesinde hiçbir çelişki yoktur. Müslümanlık, onun "inanç"larıyla ilgilidir, ama bunun yanında bir de "hayatın gerçekleri" vardır.

Bu zihniyete sahip adamlık dini mensuplarının çok büyük bir bölümü, hak dini açıkça inkar etmezler. Aksine iyi birer Müslüman oldukları iddiasındadırlar. Buna karşın, İslam'ın bazı hükümlerini kendilerince beğenmez, çağ dışı bulurlar. Bunların değişmesi gerektiği düşüncesindedirler. Dinin kabul ettikleri yönleri ise, çıkarlarına ters düşmeyen kısımlardır. Tüm bunları yaparken iyi birer Müslüman oldukları iddiasını da sürdürürler. Oysa bu yaptıkları, Kuran'da bildirilen tariflere göre samimi iman özellikleri değildir. Ve bir anlamda inkar etmektir. Bu durumları Kuran'da, "ayetlerin bir kısmını kabul edip bir kısmını inkar edenler"in konumu örnek verilerek anlatılmaktadır. (Bakara Suresi, 85)

Burada adamlık dini mensuplarının neden İslam'ı kısmen kabul ettiklerini ve neden bunun inkarcıların bir özelliği olduğunu iyi tespit etmek gerekir. Bir insanın İslam'ı kabul edip yaşamasının gerçek nedeni, yalnızca Allah'ı Rab kabul etmesi ve O'na teslim olmasıdır. Eğer İslam bundan daha farklı bir nedenle benimsenir ve yaşanırsa, bu gerçek bir iman olmaz. Kuran'da bahsi geçen bir insan topluluğu olan münafıklar bunun en iyi örneğidir. Onlar da İslam'ı benimser gibi görünürler ve tıpkı Müslümanların yaşadıkları gibi yaşarlar, ama amaçları Allah rızasını kazanmak değil, insanlara gösteriş yapmaktır. İslam'ı kabul ederek daha iyi bir statü elde edeceklerini, bazı çıkarlara ulaşacaklarını hesaplarlar. Kuran'da bu insanlar şöyle tanımlanır:

İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller." (Bakara Suresi, 8-9)

Münafıklar, İslam'ın Allah rızası dışındaki bir amaçtan dolayı benimsenmesinin hiçbir değeri olmadığının örneğidirler. Zaten bunlar, İslam'ın tüm hükümlerini uygulamaz, fedakarlık gerektiren ibadetlerden kaçarlar.

Adamlık dini mensupları da benzer bir durum içindedirler. Çünkü onlar da İslam'ı, Allah'a iman ettiklerinden ve O'nun rızasını aradıklarından dolayı kabul etmiş değillerdir. Onların İslam'ı kabul nedenleri, inkarcıların temel özelliklerinden biri olan "atalara uyma" mantığıdır. Onlar atalarını yol gösterici olarak benimsemişlerdir. Gerçek dinleri de atalarından kalma geleneklerdir. İslam'ı, bu geleneğin bir parçası saydıkları için kabul etmektedirler. Bununla birlikte, atalarından miras kalan pek çok İslam dışı öğeyi benimsemeleri ve İslam'ın da yalnızca çıkarlarıyla çatışmayan yönlerini kabul etmeleri, samimi bir imana sahip olmadıklarını gösterir. İslam'ı, mensubu olduklarını söyledikleri ulusun kültürel, töresel bir parçası sayarlar.

İslam'ı atalarından gelen geleneğin bir parçası olarak gördükleri için İslam'ın temeli olan Allah korkusuna sahip değildirler. Kullandıkları dini terimler, çoğu zaman Kuran'dakilerle aynıdır. Allah'tan, imandan, cennet ve cehennemden, oruç tutulması, 5 vakit namaz kılınması gerektiğinden bahsederler. Ama bunlara, Allah korkusunun getirdiği duyarlı bir vicdanla yaklaşmadıkları için, hiçbir şekilde etkilenmezler. Kuran'da müminler tarif edilirken, onların Allah'ın zikrine ve ayetlerine karşı son derece hassas oldukları şöyle bildirilir:

Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal Suresi, 2)

Buna karşın, adamlık dini mensupları, Allah'ın zikrinden etkilenmez, yani O'na karşı bir haşyet (saygı dolu bir korku) duymazlar. Allah'ı ve ahireti yalnızca sözle tasdik ederler, buna karşılık kalpleri bomboştur. Kuran ahlakını yaşamazlar. Kuran'da, bu özellikler farklı ayetlerde şöyle vurgulanır:

De ki: " Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?" De ki: " Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor." "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?" Hayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar. (Müminun Suresi, 84-90)

Andolsun onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (Ankebut Suresi, 63)

Adamlık dini mensuplarının Allah'ın varlığından etkilenmemelerinin, Allah'ın emrine aykırı yaşamayı rahatlıkla sürdürebilmelerinin nedeni, tasdik ettikleri gerçeğin anlamını kavrayacak akla sahip olmayışlarıdır. Allah'ın varlığını sözle tasdik etmelerinin nedeni, atalarından kendilerine ulaşan gelenekte yer alan Allah inancıdır. Yoksa, kendileri şuurlu bir biçimde düşünmüş ve, "Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) 'Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru' (Al-i İmran Suresi, 191) ayetinde tarif edilen mümin tavrını göstermiş değildirler. Kuran'da, bu kişilerin böyle bir düşünme imkanından yoksun oldukları, çünkü akıl sahibi olmadıkları şöyle haber verilir:

Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar. (Furkan Suresi, 44)

Adamlık dini, gerçek imandan yoksun olan bu İslam anlayışı ile, çok çarpık bir din modeli geliştirmiştir. Bu dinde Allah'a ibadet etmenin belirli gün ve zamanları vardır. Bu vakitlerdeki dini merasimlerin yerine getirilmesi için özel bir dikkat gösterilir. Örneğin bütün bir yılı Allah'ın emir ve yasaklarını gözetmeden yaşamışken, bayram sabahı namaza gitmenin yeterli olacağı tahmin edilir. Sadece o gün Allah'a ibadet ederek affolunacakları gibi batıl bir anlayış içindedirler. Elbette bir insanın hangi vesile ile olursa olsun namaz kılması güzeldir. Ancak Kuran'da müminlerin Allah korkusu ile haşyet içinde, 5 vakit, titizlikle namaz kıldıkları haber verilmiştir. Sadece gelenek olarak insanlara uyum sağlamak için kılınan bir namazın Allah Katında makbuliyeti olmayabilir.

Adamlık dinini yaşayan birçok insan dünya uğraşılarının çokluğundan bir türlü fırsat bulamadıklarını söyledikleri dua ibadetini de bu tip belirli günlere bırakırlar. Ancak duaların nitelikleri, Kuran'da müminlerin ettiği dualardan biraz daha farklıdır: Allah korkularının artması, ibadetlerinin ve imanlarının devamlı olması yerine; yalnızca sıkıntı içindeki işlerinin açılması, daha iyi bir araba alabilmeleri, ya da sevdikleri kızla veya erkekle evlenebilmeleri için içten bir şekilde Allah'a yalvarırlar. Sıkıntı içinde oldukları, örneğin ciddi bir hastalığa yakalandıkları ya da büyük bir zorlukla karşı karşıya oldukları zaman da Allah'a dua ederler, ancak bu sıkıntıdan kurtuldukları zaman Allah'ı unutur ve yeniden O'na ortaklar koşarlar. Onların bu ruh hali Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O'na yalvarmaktasınız. Sonra sizden zararı kaldırdığında, sizden bir grup (hemen) Rablerine şirk koşar; kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etmek için. Öyleyse yararlanın, ileride bileceksiniz. (Nahl Suresi, 53-55)

Adamlık dini mensupları, iş hayatında kazandıkları "karlı ticaret" mantığını İslam'a da uygulamaya çalışırlar. Dinin hükümlerini ısrarla çiğner, sonra da bazı belirli gün ve gecelerde bağışlanma dilerler. Kandil geceleri, o gece samimi şekilde edilen duaların kabul edileceği düşünüldüğünden kaçırılmaz fırsattır. Kandil gecesi, mümkünse cami cami dolaşıp, olayı "kutsal gezi" havasına sokmak da yaygın bir davranıştır. Cuma'dan Cuma'ya camiye giden bazı kişiler ise dindar olduklarını düşünürler. Burada bir noktayı hatırlatmakta fayda vardır.

Kandil geceleri, bayram namazları gibi günler tüm Müslümanlar için önemli ve mübarek günlerdir. Bu günlerde ibadet etmek önemlidir. İnsanların birçoğunun kalbinin yumuşadığı, güzel ahlak göstermeye daha istekli olduğu görülür. Fakat Müslümanlar için diğer günler de aynı güzellikte ve değerdedir. Allah'ı anmak, O'ndan bağışlanma dilemek, O'na yakın olmak için her gün, her saat mümin için önem taşır.

Adamlık dini mensupları içinse ibadetin görünür şekilde yapılması önem taşır. Bu nedenle namazlarını kendi başlarına oldukları zaman kılmadıkları halde insanların arasında kılmaları gerektiğinde titizlik gösterirler. Allah'tan korktukları ve O'nun rahmetini umut ettikleri için namaz kılmaları gerekirken, insanların rızasını aradıkları için namaz kılarlar. Allah Kuran'da gösteriş için ibadet yapan kişilerle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar. (Maun Suresi, 4-6)

Görüldüğü gibi, adamlık dininin en ilginç yönü, Kuran'ın ve İslam'ın aslından ve ruhundan tümüyle ayrı bir inanç sistemi olmasına rağmen, mensuplarının çoğunluğunun kendilerini inançlı zannetmeleridir. Çünkü adamlık dini -Kuran'dan ayrı olarak- bir insanın nasıl bir din anlayışına sahip olacağını ve neyi uygulayacağını, nasıl bir Allah inancı olacağını, ahlak anlayışının nasıl olması gerektiğini bütün ayrıntılarıyla belirlemiştir. Bu dinin, inanç ve ibadetleri de hakiki müminlerin inanç ve ibadetlerinden tamamen farklıdır. Hatta birçok yönden tam tezattır.

Kişiye Müslüman olduğunu zannettirip, gerçekte İslam'dan tamamen uzak bir dini benimsetip yaşatması, adamlık dininin en önemli hilelerindendir. Adamlık dininin kurallarını, inançlarını ve ahlakını benimseyen kişi, gerçek dininin bu olduğunun farkında bile olmaz. O, yalnızca şeytanın, kendi zaaf ve tutkularına göre süsleyip önüne sunduğu batıl bir dini yaşamaktadır, ancak bunun şuurunda değildir.

Bu dinde, gereği gibi Allah korkusu duymayan fakat Allah'ın varlığını kabul eden , bunu da kendi şartlarına göre kabul eden bir bakış açısı vardır. Allah'ın "Yaratan" sıfatı kabul edilir, ama yarattıklarının kontrolünü sadece belli durumlarda elinde tuttuğu inancı hakimdir. Kaza anında insanı kurtaracak ya da ümitsiz bir hastalığı iyileştirecek olan Allah'tır; ölüm anını da Allah belirler. Fakat, bunun dışında, günlük hayata, borsaya, teknolojiye, bilimsel araştırmalara, ticarete, politikaya Allah'ın kontrolü ve müdahalesi kabul edilmez. Buralarda insanın gücü, aklı ve müdahalesinin geçerli olduğuna inanılır. Allah, -Rabbimiz'i her türlü eksiklikten tenzih ederiz- eski ilkel dini inanışlarda olduğu gibi yalnızca birtakım doğal olayları yaratan bir ilah olarak kabul edilir. Bu zihniyete göre rüzgarı estiren, fırtınayı kopartan, depremi yaratan O'dur, fakat uçağı, uzay gemisini, nükleer santrali yapan sınırsız insan dehasıdır!

Bu inanç sistemine göre Allah'ın insanı gördüğü yerler de bellidir. Namaz, oruç gibi ibadetlerde ya da dua edildiğinde Allah'ın huzurunda olunur ama bunun dışında Allah'ın duymadığı, görmediği anlar olduğuna da inanılır. Bu yüzden yapılan sahtekarlıkların, dedikoduların, gizli kapaklı işlerin Allah'tan gizlenebileceği gibi batıl bir düşünce vardır. Kuran'da, bu düşüncenin geçersizliği şöyle haber verilir:

Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)

O, gaybı da, müşahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, Yücedir. Sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün ortaklıkta gezen de (O'nun Katında bilme bakımından) birdir. (Rad Suresi, 9-10)

Bir başka ayette, adamlık dini mensuplarının içinde bulundukları bu yanılgı şöyle anlatılır:

Yoksa onlar, gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (herşeyi) yazıyorlar. (Zuhruf Suresi, 80)

Adamlık dini mensupları Allah'tan gereği gibi korkmadıkları için, dinin içerdiği kavramları da kendi çıkarlarına uygun bir şekilde çarpıtırlar. Örneğin Müslümanlığın anlamını değiştirmeye çalışırlar. Kuran'da tarifi yapılan Müslüman kavramının yerine, çarpık bir Müslüman kavramı üretirler. Örneğin "Ben de fırsat bulursam arada sırada namazlarımı kılarım, kimseye bir kötülüğüm dokunmaz, katil değilim, hırsız değilim, okuyorum, iyi bir işim var, başarılıyım, neden ben cehenneme gideyim ki!" gibi İslam dininde yeri olmayan açıklamalar sık sık bu dinin mensupları tarafından kullanılır. Müslümanlığın "başka insanlara kötülük yapmamak"tan ibaret olduğunu sanan ve bu dinin temelinin Allah'a kayıtsız şartsız itaat olduğunu anlayamayan bu kişiler, kendi kendilerini kandırırlar. Allah'ın dinini, dilencilere az miktarda para vermek ya da komşusuyla iyi geçinmekten ibaret olduğunu düşünen ve Kuran'ın yüzlerce hükmünü göz ardı etmeye çalışan bu kişiler, kimi zaman yaptıkları bu samimiyetsizliğe sözde mantıksal açıklamalar da getirmeye çalışırlar. Kuran'ın bazı hükümleri konusunda, "içinde bulundukları yüzyılda hayatın temposunun yüksek olduğunu ve bu nedenle namaza vakit bulunamadığını" ya da bu zamanın insanlarının farklı olduğunu ve kendini korumak için mecburen dürüstlükten, tevazudan, merhametten taviz verilmesi gerektiği" gibi çarpık mantıklarla ibadetlerden kaçmaya çalışırlar. Kuran ayetlerine karşı kendilerince birtakım teviller öne sürmeye kalkan bu kişiler, aşağıdaki ayetin hükmü içindedirler:

De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, herşeyi bilendir." (Hucurat Suresi, 16)

Adamlık dini mensupları, gerçek bir ahiret inancına da sahip değildirler. Ahireti, dinin birçok hükmünde olduğu gibi, dil ucuyla kabul ederler, oysa gerçekte ona iman etmezler. Ahireti, atalarından duydukları bir efsane, gerçekleşmesi güç, uzak bir ihtimal olarak görürler. Buna rağmen, kendilerince " eğer ahiret varsa" (!), orada Allah'ın onları bağışlayıp cennete yerleştireceğini umarlar. Ancak Kuran'da, bu mantıkta olanların konumları ve sonları şu şekilde tarif edilmektedir:

İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, artık o, ye'se düşen bir umutsuzdur. Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun Katında benim için daha güzel olanı vardır" der. Ama andolsun Biz, o kafirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azaptan tattıracağız. (Fussilet Suresi, 49-50)

Adamlık dini içinde bir grup da vardır ki, birtakım kulaktan dolma bilgilerle günahlarının cezasını bir süre cehennemde çektikten sonra cennete girecekleri düşüncesiyle bu dünyada her türlü haram ve günahı işlemeyi kendilerine meşru görürler. Cehennemde bir süre "sıkıntı" çektikten sonra cennete girmeyi garanti sanırlar. Oysa bu batıl bir inançtır ve insanın kendi kendini aldatmasının bir diğer örneğidir. Kuran'da, bu konudan şöyle söz edilir:

Bu onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür. Artık onları kendisinde şüphe olmayan bir gün topladığımızda ve her bir nefse -kendileri haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tam olarak ödendiğinde ne olacak? (Al-i İmran Suresi, 24-25)

Yine bir başka ayette de aynı batıl inançtan söz edilir:

Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah Katından bir ahid mi aldınız? -Ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?". (Bakara Suresi, 80)

Halbuki durum sandıkları gibi değildir. Bir sonraki ayette, ahiretteki durum şöyle haber verilir:

Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 81)

Adamlık dini mensuplarının ve genel olarak da tüm inkarcıların cehennem azabı konusunda bu denli rahat ve pervasız davranmalarının, kendilerini "kesin cennetlik" saymalarının nedeni, gerçekte Allah'a ve ahirete olan imanlarının zayıf olmasından kaynaklanmaktadır. Buna karşın müminler bu konuda son derece hassas olurlar ve hiçbir zaman kendilerini kesin "cennetlik" olarak görmezler. Aksine, Allah'a sürekli olarak günahlarının bağışlanması, kalplerinin kaymaması için dua ederler. Kuran'da örneği verilen, "Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma..." (Al-i İmran Suresi, 8) gibi dualar bunun örneğidir. Peygamber olan Hz. Yusuf da "Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat." (Yusuf Suresi, 101) diye dua etmektedir.

Kısacası, müminler kesinlikle kendilerini mükemmel, hatasız, eksiksiz, "cennetlik" insanlar olarak görmez, aksine ellerinden geldiğince eksiklerini gidermeye, hatalarını düzeltmeye, olgunlaşmaya çalışırlar. Bu nedenle de, Kuran'ın pek çok ayetinde bildirildiği gibi, kendilerine yapılan uyarıları son derece titizlikle dikkate alırlar. Adamlık dini mensupları kendilerini beğendikleri, kusursuz gördükleri için hiçbir şekilde kendilerine verilen öğütleri dinlemezler. Allah'ın kitabına davet edildiklerinde yüz çevirir ve kendilerinin zaten örnek birer Müslüman olduklarını iddia ederek konuyu geçiştirirler. "Elhamdülillah ben de Müslümanım" sözüyle bütün konuşmaları kapatırlar. Bu gibi kişilerin durumu bir ayette şöyle haber verilir:

Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf Suresi, 57)

Hatta "ben çok dindar bir ailenin çocuğuyum", "benim dedem din konusunda takdir edilen, fikri alınan bir alimdi, hacıydı, hocaydı" türünden kendini temize çıkarmayı amaçlayan açıklamalar yaparlar. Veya eskiden yaptıkları bir iyiliği, örneğin bir fakire verdikleri yüklü bir parayı gündeme getirirler ve ne denli "evliya" olduklarını (!) ima ederler. Kuran'da, böyle kişilerden şöyle bahsedilir:

Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, "bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar" bile haksızlığa uğratılmazlar. Allah'a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, bir bak. Bu, apaçık bir günah olarak yeter. (Nisa Suresi, 49-50)

 

1 - 2